Bir düğünden 3.000 kare ile döndüğünüzde işin zor kısmı çekim değil, o kareleri elemektir. Çoğu fotoğrafçının ayıklamada kaybettiği zaman, karelere bakmaktan değil karar verememekten kaynaklanır. Bu yazıda kendi stüdyomda yıllar içinde oturttuğum tek geçişli seçim yöntemini, hangi kareyi saniyesinde elediğimi ve yıldız ile renk etiketini nerede ayırdığımı adım adım anlatıyorum.
Ayıklamanın asıl düşmanı kararsızlıktır
Yirmi yıldır bu işi yapıyorum ve ayıklama masasında gördüğüm en büyük zaman kaybı şu: fotoğrafçı bir kareye bakar, beğenir, sonra bir sonrakine geçer, geri döner, ikisini yan yana koyar, %100 büyütür, gözün netliğine bakar, tekrar geri döner. Beş kare için üç dakika gider. 3.000 karede bu hesap günlere çıkar.
Oysa seçim sırasında verilecek karar tek: bu kare albüme ya da teslim klasörüne aday mı, değil mi? "Belki" diye bir şık yok. "Belki" dediğiniz her kare, ikinci turda tekrar bakmanızı gerektirir ve ikinci tur ilk turdan uzun sürer. Kendime koyduğum kural basit: bir karede iki saniyeden fazla duruyorsam o kare zaten çarpıcı değildir, geç.
Bir düğünde dakikada 100-150 kare tarayabiliyorsanız 3.000 kare yarım saatte biter. Bu hız hayal değil, sadece disiplin meselesi.
Başlamadan önceki 15 dakika her şeyi belirler
Ayıklama yavaşlıyorsa bazen sebep sizde değil, makinededir. Karta basıp klasörü açar açmaz seçime başlarsanız, program her karede RAW dosyasını yeniden çözer ve siz her tuş basışında bir saniye beklersiniz. Saniye başına bir bekleme, 3.000 karede 50 dakika demektir.
Ayıklamaya oturmadan önce yaptıklarım:
- Kartları diske aktarır aktarmaz ikinci bir kopyasını alırım; seçime kopyası olmayan tek diskteki dosyayla hiç başlamam.
- Programa aldıktan sonra standart boy önizlemeleri (preview) tamamen oluştursun diye bekletirim. Kahve molası tam buraya denk gelir.
- Fotoğrafları tek klasörde, çekim saatine göre sıralarım. İki makineyle çekim yaptıysak saatleri çekimden önce eşitlediğim için hikâye sırası kendiliğinden doğru gelir.
- Ekranı temizler, oda ışığını kısarım. Yansımalı ekranda kontrastı yanlış okuyup iyi kareyi eliyorsunuz.
- Telefonu başka odaya bırakırım. Ayıklama, bölünmeye en tahammülsüz iş.
Çekim öncesi makinelerin saatini eşitlemek ve karta yedek yazdırmak, ayıklamayı da rötuşu da kolaylaştıran en ucuz alışkanlıktır. Fotoğrafların iki ayrı yerde durması konusunda ayrıntılı bir düzen arıyorsanız düğün fotoğrafları için 3-2-1 yedekleme yazısına bakabilirsiniz.
Tek geçiş kuralı: bak, karar ver, geri dönme
Yöntemin özü şu: ilk turda sadece tek bir işaret kullanırım. Beğendiğim kareye "seçildi" işareti koyarım, beğenmediğime hiçbir şey yapmam. Elemem, silmem, yıldız vermem. Elemek de bir karardır ve her karar zaman yer.
Sağ ok tuşu ve seçim tuşu; parmağım bu ikisinden başka yere gitmez. Zoom yapmam. İlk turda netlik kontrolü yapmaya kalkarsanız hız biter. Zaten net olmayan bir kare tam ekran önizlemede de belli olur; şüpheli olanı geçerim, çünkü aynı anın başka karesi mutlaka vardır.
Geri dönmek de yasak. "Şu gelin çıkışındaki kare acaba daha iyi miydi" diye üç kare geri gitmek, bir düğünde yüzlerce kez tekrarlanır. Aynı sahnenin en iyisini seçmek ikinci turun işi.
Bir düğünü bu şekilde taradığımda genelde 3.000 kareden 700-900 kare işaretli çıkar. Rakam yüksek görünür ama sorun değil, çünkü ikinci tur artık üçte bir hacimde çalışır.
Saniyesinde elediğim kareler
Hızın büyük kısmı, "düşünmeden geç" diyebileceğim bir kontrol listesinden gelir. Aşağıdakiler benim için tartışmasız elenir:
- Gözü kapalı ana özne. Toplu kareler istisna; kalabalıkta tek kişi göz kırpmışsa kare hâlâ kullanılabilir.
- Ana öznede netlik kayması. Arka plandaki bir kişi netse ve gelin yumuşaksa kare gider.
- Konuşma ortası ağız şekilleri. Teknik olarak kusursuz olabilir, yüz ifadesi berbattır.
- Flaş patlamamış ya da yarım patlamış kareler.
- Aynı kompozisyonun art arda üçüncü, dördüncü tekrarı.
- Kadraja giren garson tepsisi, sandalye arkalığı, telefon tutan kol gibi kurtarılamayacak engeller.
- Test kareleri, yere bakan kadrajlar, çanta içi patlamaları.
Bir de tam tersi bir liste var: ne olursa olsun aldıklarım. Anne babanın ağladığı an, damadın gelini ilk gördüğü saniye, yüzük takılırken ellerin yakın planı, ilk dansta çevredeki tepkiler. Bunlar biraz gürültülü ya da hafif yumuşak olsa bile alınır, çünkü o an bir daha olmayacak. Teknik mükemmellik duygunun yerini tutmuyor.
İkinci tur: yıldız değil, renk etiketi
İkinci turda sadece işaretlediğim kareleri açarım ve burada sahne sahne çalışırım. Hazırlık, nikâh, salon, dış çekim diye gruplayıp her grubun içinde en iyiyi seçerim. Aynı anın beş karesi yan yana geldiğinde hangisinin tutacağı bir bakışta belli olur.
Yıldız sistemini yıllarca kullandım, sonra bıraktım. Beş kademeli bir sistem, insanı "bu üç mü dört mü" diye düşündürüyor ve o düşünme yine zaman. Şimdi iki renk etiketi kullanıyorum:
- Yeşil: albüm adayı. Hikâyeyi taşıyan, tasarımda mutlaka yer alacak kareler.
- Sarı: teslim edilecek ama albüme girmeyecek kareler. Detaylar, misafir portreleri, ikinci açı çekimleri.
İşaretli olup hiç renk almayanlar dijital arşivde kalır, rötuşa girmez. Bu ayrımı yapmak, albüm tasarımına oturduğunuzda size hazır bir havuz verir. Hangi karenin hangi sayfaya gideceğine dair düzeni albüm sayfa düzeni yazısında ayrıca anlattım.
Albüm adayı sayısını baştan sınırlamak da işe yarıyor. 40 sayfalık bir albüm için 120-150 yeşil kare fazlasıyla yeterli. Bu sınırı bilerek seçtiğinizde eliniz kendiliğinden sıkılaşıyor.
Seri çekim, tekrar kareler ve grup fotoğrafları
Seri çekim ayıklamanın en çok şişiren kısmı. Gelin çıkışında ya da ilk dansta saniyede beş kare çektiyseniz, elinizde birbirinin neredeyse aynısı on kare olur. Bunları tek tek karşılaştırmak yerine sahneyi bütün olarak tarayıp sadece duygunun en tepede olduğu kareyi alırım. Duygu tepe noktası, teknik olarak en iyi kareyle çoğu zaman aynı değildir; ben duyguyu seçerim.
Grup fotoğraflarında kural değişir. Orada tek kare seçemezsiniz, çünkü kalabalıkta birileri mutlaka gözünü kırpar. Her grup için en iyi iki kareyi alır, rötuşta baş değişimi gerekirse ikinciden faydalanırım. Bu yüzden grup karelerini ayıklarken sarı etiketi iki kareye birden veririm.
Bir de şu var: çekim gününde disiplinli olmak ayıklamayı doğrudan kısaltıyor. Salonda ışığı doğru kurduğunuzda, pozu doğru verdirdiğinizde makineden zaten daha az çöp kare çıkıyor. Ayıklamayı hızlandırmanın en kalıcı yolu, ayıklanacak kare sayısını azaltmak.
Seçim bitince tek bir iş kalır
Renkler dağıtıldıktan sonra yaptığım son şey, seçilen kareleri düğün klasörünün içinde ayrı bir alt klasöre çıkarmak ve bu işi iş takip defterime işlemek. Hangi düğünün seçimi bitti, hangisi rötuşa girdi, hangisi baskıya gitti; bunu hafızada tutmaya çalışmak sezon ortasında imkânsız hale geliyor. Ben kendi geliştirdiğim Stüdyo Albüm programında her çifte seçim, rötuş, tasarım ve teslim aşamalarını işaretliyorum; hangi işin nerede takıldığı tek ekranda görünüyor. Aynı takibi bir tabloyla da yapabilirsiniz, önemli olan kayıt tutmak. İş akışının bütününe dair yazdıklarım için düğün fotoğrafçılığında iş takibi yazısına bakabilirsiniz.
Son bir uyarı: ayıklamayı çekimin ertesi günü yapmayın. Gözünüz o günün yorgunluğuyla bakıyor, sevdiğiniz kareyi eliyorsunuz. İki üç gün ara vermek hem hızı hem seçim kalitesini artırıyor. Ama iki haftayı da geçirmeyin; o zaman da o günü hatırlamadığınız için hangi karenin duygusal ağırlığı olduğunu ayırt edemezsiniz.
Özetle
- Seçime başlamadan önizlemeleri tamamen oluşturun; makinenin beklettiği her saniye 3.000 karede saatlere dönüşür.
- İlk turda tek karar verin: aday mı, değil mi. Zoom yapmayın, geri dönmeyin, "belki" demeyin.
- Gözü kapalı, netliği kaymış, ifadesi bozuk ve tekrar eden kareleri düşünmeden geçin; duygusal anları teknik kusuruna rağmen alın.
- İkinci turda beş kademeli yıldız yerine iki renk kullanın: albüm adayı ve teslim edilecek.
- Albüm adayı sayısına baştan sınır koyun ve seçim biter bitmez işin hangi aşamada olduğunu kayda geçirin.